![]() |
| - Sınırlar Arasında: İsveç'in Nobeli - Sınırlar Arasında: Oslo - Dünyada Barış Havarileri - Sınırlar Arasında: Helsinki'den Kıbrıs'a - Sınırlar Arasında: Strazburg'da Türk Olmak - Sınırlar Arasında: Almanya - Kan Uykusu - Nükleer Enerji - Önce Vatan ve Namus - AB, Kıbrıs ve Avrasya Birliği - Küresel Sömürgecilik - Kıbrıs, Türkçe Eğitim ve Misyonerlik - AB ve Kıbrıs - Küresel Isınma - Attila İlhan 21 Şub. 2004 - Attila İlhan 13 Mar. 2004 - Attila İlhan 20 Mar. 2004 - Attila İlhan 3 Nis. 2004 - Attila İlhan 10 Nis. 2004 - Attila İlhan 17 Nis. 2004 - Attila İlhan 24 Nis. 2004 - Attila İlhan 1 May. 2004 - Attila İlhan 8 May. 2004 - Attila İlhan 15 May. 2004 - Attila İlhan 22 May. 2004 - Attila İlhan 29 May. 2004 - Attila İlhan 12 Haz. 2004 - Attila İlhan 19 Haz. 2004 »İletişim |
|
|||||||||||||||
|
Gökçe: Bu akşam nükleer enerji nedir, zararları nedir, yararları nedir, ekonomik olarak anlamı nedir, ucuz mudur, pahalı mıdır tüm bu konuları A'dan Z'ye bir uzmanımızla konuşacağız. Prof. Dr. Sayın Osman Kadiroğlu. Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi aynı zamanda da Nükleer Mühendisler Derneği başkanı... sayın seyircilerimizin bilgilenmesi açısından nükleer enerji nedir oradan başlayalım. Kadiroğlu: Doğada insanların enerji gereksinimini karşılayacak bir takım maddeler var, bunlar içinde en basitinden bakarsak odun, kömür.. fakat bir de uranyum var. Şimdi eğer kıyaslayacak olursak, uranyumdan elde edilebilecek enerji, kömürden ve yahutta her hangi bir kimyasal yanma olayından elde edilebileceğin 1 milyon katı falan, aynı gram için. Bu nedenle nükleer enerji çok önemli, yani çok bol kaynağı var demektir diğerlerine kıyasla. Aslında bütün olan olay, bütün atomların çekirdeği vardır, bu çekirdeğin etrafında elektronlar dolaşır, bizim kimyasal reaksiyonlar yanma dediğimiz bu elektronların yer değiştirmesidir. Oysa ki çekirdeğin içinde çekirdeği parçalayarak elde edilebilecek enerji çok daha yüksektir. İşte doğada da bir tek uranyumda olabiliyor. Uranyum çekirdeği bir şekilde parçalanırsa çok miktarda enerji açığa çıkartır ve bundan biz elektrik enerjisi, başka tür enerjiler üretebiliriz. Kabaca nükleer enerji budur. Gökçe: Peki elektrik enerjisi nasıl üretiliyor? Nükleer santral diyoruz yada nükleer reaktör diyoruz, bunlar nedir nasıl çalışıyor? Kadiroğlu: Biz de o hatayı çok yaparız konuşurken, her nükleer santralın, ki elektrik üreten bir birimdir bu, içinde bir nükleer reaktörü vardır. Biz boş bulunup yanlışlıkla reaktör-santral karıştırıyoruz. Santral dediğimiz içinde reaktörü olan tribünü olan bir büyük bina, reaktör dediğimiz ise içinde yakıtı olan. Şimdi ben önce size kabaca nasıl oluyor da uranyumdan enerji elde ediliyor çok kabaca onu anlatayım. Doğanın bir takım kuralları gereği belirli miktarda uranyumu bir araya getirirsek, belli koşullarda, bu uranyum kendi kendine bölünme işlemini yapabilir, bunu da bir reaktörün içinde yapıyoruz. Alıyoruz uranyumu, uranyumun herhangi bir cinsi olabilir ama uranyumun oksidi yani pasını alıyoruz, bundan mesala göstereyim bir tane, şu şekilde bir uranyum dioksit silindircik yapıyoruz. Bu bir reaktör için böyle, bu da geçenlerde Macaristan'da buldum bunu, bakın o da Macaristan reaktörünün biraz daha ufak. Tabi bunlar gerçek değil (Gökçe: gerçek boyutta değil evet) hayır gerçek boyutta da gerçek değil :) gerçek olsa ellememem... zararlı olduğu için değil, yasal olarak elleyemem, güvenlik açısından.Şimdi bunları alıp bir metal borunun içine koyuyoruz ve bu boruya kaynak yapıyoruz. Şimdi bakın niye oksit? Metal oksitler genellikle geçirgen değildir, mesala siz yemek yerken tabak kullanıyorsunuz seramik, bu da seramik. Dolayısıyla bunun içinde olabilecek olaylar, gazlar içinde kalır, dışarı çıkmaz. Niye metal bir tüpün içine koyuyoruz? O da zirkonyum alaşımı bir tüp, özel bir şey, zirkonyum da pahalı bir şey, hanımların takısı olarak kullanılıyor bir cinsi de. Bu zirkonyum tüplerinin içine mesala 3 metre boyundaki 1 santim kalınlığındaki tüplerin içine diziyoruz ve kaynak yapılıyor üstü, sızdırmaz şekilde, eskaza burda bir çatlak olur bir şey çıkarsa o metal kap tutsun diye, o bir basınç kabı, yüksek basınçta çalışan bir kap. Sonra bunları belli şekillerde sıralıyoruz. Her reaktörün farklı şekli vardır, sonra bunları belli bir büyüklükteki basınç kabı dediğimiz kazanın içine yerleştiriyoruz. Çeşitli tiplerde reaktörler var. Reaktörün en eski tipi olan kaynar sulu reaktör var, kaynar sulu reaktörlerde bunları alıp yanyana koyup içinden su geçiriyoruz. Bu yakıt ısındığı için, ısınan yakıttan suya enerji transfer oluyor ve su kaynıyor, bu kaynayan suyu alıp buhar tribününden geçiriyoruz, buhar tribünü dönerek bir jeneratörü döndürüyor ve o da bize elektrik üretiyor. Hemen hemen bütün reaktörler bu prensibe göre çalışır. Gökçe: Dünyada nükleer enerji üretimi ne zaman başladı ve nükleer teknoloji nasıl kullanılmaya başlandı? Kadiroğlu: Nükleer teknolojinin tarihi benim kadar eski :) benle yaşıt, maalesef ilk görünüşü çok kötü, nükleer silahla ortaya çıktı, fakat bu gün kullanılan nükleer santrallerin bu silah vesaire ile hiç alakası yok, bu santrallerden silah da yapılamaz zaten, bambaşka bir yönde gelişti. Aslında gelişme yönü askeri bir sebepleydi. 1940'ların sonlarında Amerika denizaltılarını daha uzun süre suyun altında tutabilmek için bir teknik arıyordu ve kızgın sulu dediğimiz nükleer reaktör tipini tasarlayıp ortaya çıkardılar. Bu aslında bu gün dünyada en çok kullanılan reaktör tipi. Bu Türkiye'de ki ihalede de iki firma bu tipten başvurmuştu. Bu reaktörün özelliği çok küçük bir hacimden çok büyük güç verilmesi. Mesala şöyle diyeyim, 1 litrelik bir reaktörün hacminden yaklaşık 50-60 kilowatt güç alıyorsunuz, bu da düşünürseniz çok büyük bir güç. Bunun sebebi vardı, denizaltı da yer sorunu vardı. Daha sonra başka firmalar bundan farklı, yani askeri amaçlı olmayıp elektrik üretebilecek tipleri geliştirdiler mesala kaynar sulu reaktör, bu daha büyücek bir reaktör ama doğrudan buhar üretiyor, başka ülkeler hiç askeri ilgileri olmadığı için tamamen bambaşka mesala Kanadalılar ağır sulu reaktörü ürettiler. Bunun üzerine çeşitli reaktör tipleri üretildi. Şu anda en çok... yaklaşık 400'den fazla elektrik üreten reaktör var, 1000'den fazla reaktör var dünyada bütün bu nükleer denizaltılar, savaş gemilerinde kullanılanları, sabit olanları falan sayarsak... çok sayıda 1000'e yakın nükleer reaktör var ama bunlardan 450 civarındaki elektrik üretir ve bu santrallerin büyük bir yüzdesi, %70 civarındaki de basınçlı su tipi dediğimiz yani denizaltı reaktörlerinden gelişen reaktörlerdir. Gökçe: Türkiye bir nükleer reaktör yapma kararını verdiği zaman gündeme gelmişti, dünyada artık nükleer santrallerden elektrik üretilmesinden vazgeçildiği, hatta pek çok gelişmiş ülkenin de elindekileri kapatma yoluna gittiği şeklinde... Şu anda durum nedir, dünya üzerinde nükleer santral yapımı devam ediyor mu yoksa bu teknolojiden bir geriye dönüş mü var? Kadiroğlu: Son geçtiğimiz 2002 yılında 31 Aralığına kadar 6 tane nükleer santral devreye alındı, bunlardan 4 tanesi Çin ve Tayvan'da, Hindistan'da şu anda halen yapılan var. Şu anda yapılan nükleer santral sayısı yanılmıyorsam 10-15 civarı. Devreden çıkan nükleer santrallerde var. Nükleer santrallerin devreden çıkmasının nedeni, her makina gibi bunların da bir ömrü var, ömrü gelen mesala İngiltere'de ki 1950'lerde kurulan santrallar devreden çıkıyor. Mesala bizim yakınımızda Bulgaristan'da Kozlu'da ki eski 2 santral devreden çıktı, kapatıldı, ama Çekoslovakya'da 1 tane daha yeni yapıldı. Onun için baktığınızda geliyor. Bu aslında çok yanlış bir bakış açısı. O da şundan; bir insanın 5 tane 10 tane elbisesi olur 100 tane olmaz. Bu da onun gibi, her ülkenin bir enerjiye doyma kapasitesi var, belli bir yere geldikten doyduktan sonra daha fazla enerjiye ihtiyaç duymaz, onun için daha fazlasını yapmaz. Bu gün Fransa'nın elektrik üretiminin %80'e yakını nükleerden elde ediliyor ve elektrik enerjisi ihtiyacı artmadığı sürece yapmayacak demektir. Ama bütün gelişmiş ülkeler bundan bir sonraki gelişecek olan reaktörlerin nasıl olacağına, ne tür reaktörler olacağına dair çalışmalar yapıyor. Gökçe: Peki kabataslak şöyle bir şey söyleyebilir miyiz? Dünya üzerinde kaç tane ülke nükleer santrallerden elektrik üretiyor? Kadiroğlu: Şöyle söyleyeyim tam sayısını söyleyemeceğim ama 50 civarında ülkenin nükleer santralı var. Elektrik üretiminin %80'den fazlasını üreten diye görünen de var Litvanya, o da Sovyetler'den ayrıldıktan sonra 2 tane santral kaldığı için orda, ülke de ufak yüzde seksen gibi oluyor :) ama genellikle Fransa'dadır en yükseği. Mesala Amerika'da 100'den fazla nükleer santral vardır. Amerikanın 90 bin megawatt kurulu nükleer gücü vardır. Bizim şu anda kurulu gücümüz 20 küsür, 25 bin megawatt diyelim, nerdeyse bizim 4 katımız nükleer gücü var. Ama Amerika'nın elektrik üretiminin %20'si. Daha ilginç şeyler de var, son zamanlarda Amerika'da hali hazırda çalışan reaktörlerin güçleri arttırıldığı için yenilikler yapıldığı için o reaktörlerde sanki 2 tane yeni kurulmuş gibi güç arttı. Yani nükleerin elektrik üretimindeki payı biraz daha arttı. Onun için bu teknoloji vazgeçilmiş bir şey değil tersine başka alternatifimiz yok, hele Türkiye için. Gökçe: Türkiye en son nükleer santral yapımından vazgeçtiğinde bir ekonomik istikrar (!!) programı uyguluyordu. Türkiye için Akkuyu'da yapılacak nükleer santral 2-3 milyar dolar gibi hatta 2 ünitesi 5-6 milyar dolar gibi bir para tutuyordu, yani gerçekten büyük bir yatırım, öyle kolay kolay her ülkenin yapabileceği bir yatırım değil. Türkiye o dönemde biraz da bu kaynak açısından vazgeçti, nükleer santral yapmaktan... Kadiroğlu: Ben aynı fikirde değilim. Çünkü Türkiye'nin katacağı bir kaynak yok, hepsi krediyle geliyordu. Tamamen politik nedenlerle, herhalde Beyaz Enerji Operasyonu iyice bittikten sonra nedenleri çıkar ortaya... politik nedenlerle vazgeçildi. Hiç bir şekilde ne ekonomik ne tutumlu olmak için yapılan bir olaydı bu.Gökçe: Peki Türkiye tekrar nükleer santral yapabilir mi sizce? Yani ekonomik anlamda öyle çok büyük bir külfet değil mi? Kadiroğlu: Şimdi bakın şöyle söyleyeyim. Bir defa bir kaç şeyi ayırmak lazım, her santral, her elektrik enerjisi üretmek için kuracağınız tesis için paraya ihtiyacınız var. Bu bizim meslekte şöyle ölçülür, kurduğunuz beher kilowatt, kurulu güç, kaç dolara mal oluyor. Şimdi bunu sıralarsanız mesala doğalgaz daha düşük geliyor, nükleer 2500-3000 dolar civarında, kömür santralı 1000-1500 dolar civarında bir sıralaması var. İlk anda vereceğiniz kapital olarak vereceğiniz para nükleerde tabi büyük, barajda daha da büyük ama, bir baraj yapmak çok daha da pahalı. Sonra ikinci gelen şey yakıt, elektrik üretmek için ne kadar yakıt alacaksınız kaç para vereceksiniz? Yakıta baktığınızda mesala kömür, petrol çok pahalı (kömür daha ucuz, petrol pahalı), doğalgaz, artık o da pahalı, siz bu yakıt parasını da katacaksınız içine bir de bunun işletme masrafları var. Şimdi Türkiye'de bu çok yanlış herkes işine geldiği gibi söylediği için yanlış söyleniyor, kurulu gücün fiyatına bakılıyor, önemli olan kurulu gücün fiyatı değildir, elektriği kaça ürettiğiniz önemlidir. Gökçe: Peki nükleer o açıdan değerlendirdiğiniz de pahalı bir üretim değil mi? Kadiroğlu: Hayır değil, mesala şöyle bakın işe, baraj, bizim Atatürk barajı muazzam para yuttu ama elektriği ucuza üretiyor çünkü yakıt masrafı yok bedava. Topladığınızda, yılda ürettiği elektriğe yapılan yatırımı koyarak yaparsanız hesabı, görüyorsunuz ki hidrolik beher kilowatt'ı 2.5 sent civarında bir maliyeti var. Aynı şeyi nükleer santrale çevirirseniz, 3-3.5 sent civarıdır, bunu doğalgaza, kömüre çevirirseniz 4-5 Türkiye'de bu gün 6-11 sente bile elektrik alınan yer var. Onun için baktığınızda nükleer çok çok daha ucuz. Gökçe: Ama hidroelektrik daha da ucuz. O zaman Türkiye'nin ona devam etmesi lazım. Kadiroğlu: Tabi ediyor zaten ve bu gün artık belli bir plan var, bu planın ötesinde artık Türkiye'nin kullanabileceği hidroelektrik kaynak da yok. Bu coğrafyayla sınırlı, iklimle sınırlı. Bir de güvenirliği var, mesala benim hatırladığım biz 3 yaz kuraklık geçirdik, baraj seviyeleri dolmadı, e olmayan suyla nasıl elektrik üreteceğiz, su başka şeye de lazım, tarıma da lazım içicez. O zaman suyla elektrik üretmek çok yağmurunuzun bol olduğu Norveç gibi bir ülkeyseniz, nüfusunuz azsa tamam ama bir de bir şey daha var siz hidrolik santralı belli bir yere kurabilirsiniz, ne 5 metre aşağıya ne 5 metre yukarıya... Gökçe: Peki nükleer santrali.. Kadiroğlu: Hayır istediğiniz yere kurabilirsiniz. Gökçe: Ama yıllardan beri bir Akkuyu tartışıyoruz, yani nükleer santral Ankara'ya kurulabilir mi? İstanbul'a kurulabilir mi?... Kadiroğlu: Kurulabilir, yenileri var kurulabilir de oraya daha sonra gelelim, ben şunu söyleyeyim niye Akkuyu?. Bir santrali kurmak için evvela mümkün olduğu kadar ucuza kurmak istersiniz, eğer elinizde çeşitli yerler var, bir santral kuracaksanız bu yerlerden hangisi en ucuza mal ediyorsa ona kurarsınız. Bir deprem bölgesine bakın, Japonya'da 59 tane nükleer santral çalışıyor, Japonya yerinde durmuyor ve Kobe depremi olduğunda o kadar yer yıkıldığında nükleer santraller durmadı bile, çalıştı. O yüzden nükleer santrali istediğiniz yere kurabilirsiniz ama ona göre binalar pahalı olacak, yatırım maliyeti artacak. Eğer sizin elinizde çok daha sakin bir toprak var, daha uygun bir yer varsa, oraya kurarsınız o zaman daha ucuza mal edersiniz. Onun için Akkuyu. Ama bu gün Akkuyu'nun yerine herhangi bir yer de olabilir. Gökçe: Yakıt konusuna gelmek istiyorum. Nükleer santral yakıt açısından diğer alternatiflere göre nasıldır? Kolay mıdır yakıtını bulmak? Kadiroğlu: Evet kolaydır. Evvela şuna bakmak lazım, dünyada son 20 yılda büyük uranyum madenleri bulundu, bunlardan biri Kanada'da biri Avustralya'da ve uranyumun dolar olarak gerçek fiyatına bakarsanız geçen yıllara göre gittikçe düştü. Şu anda dünyada değer kaybeden tek metal uranyum, o kadar bol var. O nedenle bizde maden var mı yok mu şeyine lüzum yok, çok ucuza bol uranyum var, ha bu ileride tabi değişebilir ama uranyumu bulmak zor bir şey değil. Zenginleştirme işlemi var, onu da bulmak artık zor bir şey değil. Öyle bir darboğaz yok. Başka alternatifler de var, şimdi ben nükleer enerji sade uranyumdan elde edilir dedim, sade uranyumu reaktörün içinde yakabilirsiniz ama bunu yaparken başka şeylerden yakıt da üretebilirsiniz. Mesala uranyumun yanmayan bir izotopundan plutonyum üretebilirsiniz, veya toryumdan uranyum 233 üretebilirsiniz, dünyanın en zengin toryum kaynaklarının Türkiye'de olduğu söylenir. Miktarı tam olarak nedir onların ciddi bir şekilde bakılması lazım ama dünyanın en zengin veya 2. zengin toryum kaynakları Türkiye'dedir. Bazı reaktörler var toryumu kullanabilir, bir miktar uranyumla başladıktan sonra. Mesala bir örnek size, Hindistan'ın (onlarda da toryum çoktur, belki bizden çok) toryumla çalışan reaktör teknolojisi var, tümüyle Hintlilere ait bir teknoloji. Ve yahutta Güney Afrikalıların buldukları bir reaktör var, onların ki toryumla da çalışabilir. Onun için yakıt o kadar önemli değil. İlerde belki olabilir ama şu anda belki bir 50 yıllık öyle bir şey değil, petrol gibi değil. Gökçe: Nükleer kelimesiyle eş anlamlı bir başka olay da çevre. Ne zaman nükleer konusu gündeme gelse çevreci kesimlerden çok büyük bir tepki geliyor. Dünya üzerine baktığımız zaman da bütün çevre örgütleri bir anti-nükleer yani nükleer karşıtı bir eylem içinde. Nükleer enerji diğer seçeneklere göre çevre açısından biraz sakıncalı mı acaba?Kadiroğlu: Şimdi bir defa bir iki şeyi düzelteyim :) Nükleere karşı olanlar çevreciler değil genelde, nükleer karşıtları (Gökçe: Yani onlar çevre için değil mi? İnsan sağlığı, güvenlik açısından.) Hayır o anlama değil. Gerçekten nükleer enerjinin ne olduğunu bilen bir insan çevreye çok daha iyi davrandığımızı, çok daha az pislettiğimizi bildiği için nükleer karşıtı değildir. Gerçekten hakikaten çevreci olan insanlardan ben hiç nükleer karşıtı görmedim. (Gökçe: Greenpeace, Yeşil Barış.) Greenpeace çevreci değil. Greenpeace anti-nükleer. Yani onların felsefesi başka. Şöyle söyleyeyim, Bilim ve Teknik'te nükleer karşıtı çevreci birine yazı yazdırmak istedik, bulamadık, bütün çevre mühendisliği bölümlerinden ne var ki karşı olacağız dediler. Onun için nükleer enerji aslında çevreye en saygılı, en az pisleten enerji türüdür. Şimdi bakın, bizde Yatağan'da kömür santralı var, hatırlarsınız bi ara Yatağan'da bir radyasyon alarmı verildi. Tamamen yanan linyitten çıkan uranyum verdi bunu. Yatağan'da ki kömür madeni ikincil derece uranyum yatağıdır, bütün kömürlerde uranyum vardır. Bütün kömür yakan santraller havaya bir nükleer santralin verebileceğinin çok çok üstünde radyasyon atarlar. Onun için baktığınızda eğer radyasyonsa, radyoaktif malzemeyse kömür santrallerinde var. Kaldı ki nükleer santraller bir şey yakmadığı için karbondioksit çıkarmaz, sera gazı etkisi azalır, her yaptığınız nükleer santralle siz sera gazını azaltmış oluyorsunuz. Ayrıca yüksek sıcaklıkta gaz geçirmediği için azot oksitler meydana çıkmaz, bu demektir ki ozon tabakasının delinmesini engeller, kükürt olmadığı için, yakmadığı için, asit yağmurlarına neden olmaz, bütün doğayı bozmaz. Siz eğer bin megawattlık nükleer santral kuruyorsanız aynı zamanda çevreyi de temizliyorsunuz. Ve çalışma sırasında nükleer reaktörden dışarıya zarar verecek hiç bir şey çıkmaz. (Gökçe: Gaz olarak çıkmaz ama su olarak) Hiç bir şey çıkmaz. Zarar verecek, bakın yalnız şunu da söyleyeyim, biz insanlar evrende radyasyon içinde yaşıyoruz, şurda oturduğumuz yerde bile var, hatta hatta sizin vücudunuzu ölçseler sizde de var, radyasyonun en azı bile zararlı diye bir şey yok, organizma bunun içinde yaşıyor, bunun daha altına inmenin anlamı yok. Şimdi siz eğer kalkıp bir reaktörden doğada olandan daha az radyasyon çıksın diyorsanız gerçek dışı bir şey istiyorsunuz, ama biz onu da yapıyoruz. Gökçe: Çevre açısından bir sıkıntı yok diyorsunuz, peki atıklar var. Kadiroğlu: Atık deyince insanlar bir şeyi karıştırıyor, kömür madeninde... (Gökçe: Evet örneğin termik santralin atıkları gibi) mesala böyle bantlarla kül barajlarına gidiyor. Şimdi bizde atık yoktur. Biz de kullanılmış yakıt vardır. Bir reaktörün içine giren yakıtı sokun içine, çıkarttığınızda şeklinde hiç bir değişiklik olmaz. Anlamazsınız bile hangisi yanmış, hangisi yanmamış, tabi yanına yanaşıp ellerseniz o bir garanti :) büyük bir radyasyonu vardır. Onun dışında hiç bir şeyi bozulmaz. Bu belli sürelerde saklanır, bunun yöntemi teknolojisi var, bu teknoloji bilinen bir teknoloji, kullanılan bir teknoloji. Yalnız yanmış-kullanılmış yakıtı saklama tesisi kurmak için elinizde belli bir miktarda yanmış yakıt olması lazım. Dünyadaki hali hazırdaki yanmış yakıt miktarı böyle bir tesisi ekonomik olarak kurmaya yeterli değil. Onun için bunlar hala reaktörlerin havuzlarında veya belli havuzlarda bekletiliyor. (Gökçe: Ne kadar bekletilir?) İlk kurulan reaktörlerde 5 yıldı, ona göre havuz yapılmıştı, daha sonra bu uzatıldı, havuzlar büyütüldü, 10 yıla çıktı, 20 yıla çıktı şimdi. Bu ne kadar beklerse işin ilginç tarafı bakın siz kömür yaktığınızda kadmiyum vardır içinde, zehirli atıklar vardır, siz 1 milyon değil de 50 milyon yıl sonra da gelseniz kadmiyum ordadır, kadmiyumdur. Nükleer kullanılmış yakıtın içindekiler zaman geçtikçe yok olur, azalır. Yani 5 yılda çıkarttığınız bir şeyin zararı 10 yılda çıkarttığınızın çok daha fazlasıdır, gittikçe hızla bozulur. Ne yapılır? Şu an bunların hepsi ekonomik yani ekonomik olursa yapılacak çözümler, mesala yakıt parçalanır, asitte çözülür, içindeki işe yarayan şeyler alınır, mesala bu gün tıpta kullanılan radyoaktif maddelerin hepsi bu yakıtlardan çıkıyor, kanser tedavisi vesairede kullanılan bütün şeyler reaktörlerin yanmış yakıtlarından ayıklanıyor. İşe yaramayan şeylerde bakın şöyle bir cam bilye haline getirilir, bu da tabi gerçek değil :) Boyut aynı ve cam, neden cam, camdan hiç bir şey çıkmaz. Bakın Fenikelilerin denizin dibinde batıklarda Bodrum müzesinde bir sürü cam var ve 3 bin yıllık 5 bin yıllık camlar suyun içinde hala duruyor, hiç bir şeyi bozulmamış. Camlaştırılır, bunlar yine çelik boruların içine konulup kaynak yapılır, bir yere yerleştirilir ve içine beton dökülür, sonra bunlar yerin altında uygun jeolojik ortamlarda killi toprakta veya granitin içine suyun olmadığı tuz madenleri gibi yerlere gömülür. Ve bu gömülen şeyler belli bir süre, mesala en kötü olan plütonyum var içinde, eğer ayıklanmamışsa plütonyum onun 5 yarı ömrü 125 bin yıl eder, 125 bin yıl sonra çıktığında topraktan farkı yoktur. Gökçe: Çevreye korkulduğu söylendiği gibi bir zararı yoktur diyorsunuz, ancak güvenlik olayı var, örneğin bir Çernobil olayını yaşadık, nükleer santraller her şey yolunda giderse ve sistem iyi çalışırsa güvenli diyorsunuz, ama bir de kaza boyutu var. Nükleer santraller diğer alternatiflerle karşılaştırıldığında güvenli midir? Kadiroğlu: Bir şeyin güvenli olup olmadığı anlamak için bir sayı lazım, bir şeyle ölçmemiz lazım. Bu ölçüm şeyleri de belli bir kâzanın, ölümcül kâzanın olma olasılığıdır. Bir de böyle bir kâzada kaç kişi ölür kaç kişi yaralanır, kaç kişi hasta olur bunlara bakılır. Bunların büyük istatistikleri var, sigara içmekten tutun da otomobilde kaza, uçak.. hepsinde ülkelerin istatistikleri vardır. Nükleer santrallerde biz santralın güvenliğini hesaplarken şöyle diyoruz, bir kaza olduğunda bu kaza da olabilecek en kötü kaza, hipotetik kaza, böyle bir kaza bu güne kadar hiç olmadı. Diyoruz ki öyle bir kaza olacak ki, bir deprem olacak ve deprem reaktörün ana borusunu giyotinle ikiye kesilmiş gibi kıracak, içindeki su boşalacak, bu arada da bir uçak reaktörün binasına çarpacak ve reaktörün dışında belli bir alan vardır, lisanslamanın söylediği, girilmeyecek alan ve bu kaza olduğu sürece de bir insan o alandan kazayı seyredecek, ve bu insan o kaza boyunca müsade edilebilen dozda, ne demek müsade edilebilen doz, siz gidip röntgen çektiriyorsunuz, bir zararı yok, yılda 3-5 defa çektiren var, sağlık örgütlerinin insana zarar vermeyecek doz limitleri var, işte o doz limitini almayacak şekilde sistemler kuruyoruz. Nedir bunların adı? Reaktörü pahalı yapan şeyler bunlardır. Mesala ne yapılır? Reaktörün bütün binaları depreme dayanıklı yapılır, bütün çelik aksamı kesilip kırılmayacak gibi yapılır, ama biz bütün hesapları yaparken bunlar olmyor, tersine dediğim hipotetik kaza olacak gibi yaparız. Şimdi böyle bir kaza olduğunda, bütün sistemler o çalışmadı bu çalışmadı, hani bir Karadeniz fıkrası var, domuzdan mı yanasın diye, biz hep domuzdan yanayız, o olmadı bu olmadı şu olmadı dışarı çıktı, hala insana belli bir miktardan fazla doz vermeyecek şekilde sistem tasarlıyoruz... Gökçe: Böyle bir sistem varken çernobil nasıl oldu da o kadar insan... Kadiroğlu: Oraya geleceğiz, bir dakka ben şu şeyi bitireyim. Şimdi bu sistem tasarlandıktan sonra bunun olasılığı nedir diye bakılıyor. Böyle bir şeyin olma olasılığı. Şimdi sayılarla ben ortalığı rahatsız etmeyeyim, ben kabataslak şöyle söyleyeyim; bir reaktörün böyle bir kaza geçirip bir insanın ölme olasılığı, yolda yürürken başınıza bir meteor düşmesinden birazcık daha fazla. Bu eski reaktörlerde, yenilerde bu 10-100 misli daha iyi. Şimdi daha da az olsun... olur, olmayacak bir şey değil, o zaman çok pahalı olur, toplum öyle bir şeye para harcayacağına acaba sağlık hizmetlerine, ulaşıma vesaireye, başka yerlerdeki kazaları engelleyecek para harcasa, bu bir tartı meselesi. Onun için nükleer santraller zaten tasarlanırken en kötü kazaya göre tasarlanır. Gelelim Çernobil'e. Siz hep Çernobil diyorunuz ama bir başka kaza var onu atlıyorsunuz. (Gökçe: Ama biz en çok Çernobil'den etkilendik, çay bile içemedik, belki de içtik) ...o da yanlış bir şey :) Şimdi iki tane kaza var, ikisi de aynı. Birisi Three Mile Island, birisi Çernobil. Olan kazaya mühendislik açısından baktığınızda ikisinde de aynı olay oldu, ikisinde de bir reaktörün 'kor'u yani ortası dediğimiz kısmı eridi. Birinde koruma kabı vardı üstünde, dışarıya hiç bir kimseye zarar verecek hiç bir şey çıkmadı, ötekinde koruma kabı yoktu ne vardıysa içeride dışarı çıktı. Fevkalede berbat bir kazaydı. Nükleer endüstrinin ama doğunun, batının hiç öyle bir reaktörü yok, doğu nükleer endüstrisinin yüz karasıdır. Ve o tip reaktörler çok öncelerden, 1950'lerin başında terkedilmiş bir reaktör tipidir. Ruslar hem askeri amaçlı, hem elektrik üretmek amaçlı gücünü çok yükselttiği için ve kaza da insan hatasından olan bir şeydir. Şimdi bundan ne ders alındı? Three Mile Island'dan çok ders alındı. Three Mile Island'da olduktan sonra bir çok şey değişti, Çernobil'de hiç bir şey, hiç öyle bir reaktör yok, hiç de yapılacağı yok, sadece çevreye etkileri nedir. Sonuç çıktı son zamanlarda bakılınca, hiç de öyle bizlerin korktuğu kadar büyük bir etki olmamış, bu gün mesala Çernobil civarında bitkilerde de hayvanlarda da yaşamlarında bir artış var, belki insanlar olmadığı içindir, bilmiyoruz. Ama öyle tahmin edildiği gibi çok kötü bir şey değil. Tahmin edilen kötü bir olay da, sonuçları o kadar tahmin ettiğimiz kadar kötü değil. Şimdi mesala bu çok basında işleniyor, işte Ukraynalı çocuklar geliyor falan, kanserdi şuydu buydu, eminim olmuştur, Sovyet rejimi dağıldı, sağlık sistemi göçtü, o nedenle de bir çok şeyler oldu, baktığınızda evet topluma büyük bir zararı oldu, ama söylendiği kadar insan ölmedi. Yanılmıyorsam bu güne kadar 45 kişi kadar ölen insan sayısıdır, bundan etkilenen insan sayısı da öyle söylendiği kadar milyonlar falan değil, Amerikadan giden 200 kadar tıp doktorunun yaptığı araştırma sonucu 80 yıl içinde Rusya'nın nüfusunda ölenlerin sayısında bir 80 bin artım olacak gibi bir rapor. Gökçe: Türkiye'nin komşularında nükleer santraller var, hatta basına yansıdığı kadarıyla bunlar öyle çok yeni teknolojilerde değil. Örneğin Ermenistan'da var? Kadiroğlu: Ben Ermenistan'a gittim. Uluslarası Atom Enerji Ajansı'nın şeyiyle bizden üç kişi gittik reaktörü gördük. İnan olsun dökülüyor reaktör ama çalıştırıyorlar. Ermenistan'ın durumuna baktığınızda çok kötü ekonomik durumu, o zamanlar, 5-6 sene oldu ve bir tek hidrolik kaynakları var ve bir de reaktör var, başka hiç bir şey yok ve elektrikte oraya bağlılar ve 440 megawatt'lık reaktör ancak 250 megawatt'ta çalışabiliyor. Biz bu adamlara sen kapa bunu diyemeyiz, zaten hiç bir şekilde deme hakkımız yok, uluslarası antlaşmalara göre kendi kaparsa kapar, ama fevkalede tehlikeli bir reaktör. Aynı şey Bulgaristan'da var, Rusya'da var, etrafımıza baktığımızda (Gökçe: Biz de yok ama..) tabi zaten Çernobil'den gelen geldi bizde yokken.. Gökçe: Evet inşallah oralarda da böyle kötü bir tablo yaşamayız. Nükleer teknoloji dediğimiz zaman Türkiye'de ki bilgi birikimi Türkiye'de bir nükleer santrali kurma-işletme açısından nedir? Siz çünkü üniversitede de öğretim üyesisiniz, Türkiye sanıyorum bu konuda eğitimi çok önceden başlattı. Bilimsel anlamda Türkiye'nin nükleer teknoloji açısından durumu nedir? Kadiroğlu: Bizim bölümde, 82 yılında başladık biz, ilk mezunumuzu 86'da verdik, yaklaşık 150 mezunumuz var, bunların yüzde ellisi Amerika Birleşik Devletleri'nde nükleer konularda iş buldular çalışıyorlar. (Gökçe: Yani bizim Türkiye'de yetiştirdiklerimizin yüzde ellisi yurt dışına..) ..gitti, çok da makbuller, çok sık bizden istiyorlar, öğrenci yollayın diyorlar, gidenlerde Westinghouse'da başka firmalarda, bir çok nükleer firmada çalışıyor. Bir kısmı ülkede kaldı. Şimdi eğer ülke bir programı bir planı yoksa ki hiç bizim olmadı. Ben şunu yapıcam bunu edicem demezse, kendi kendine üniversiteler adam yetiştirir, bunlar iş bulamayınca, serbest piyasa, globelleşme diyorsunuz herkes, okumuş insanlar yurt dışında gider. (Gökçe: peki sizin bölümün dışında nükleer mühendislik bölümü var mı?) lisans eğitiminde yok, lisans üstü bir iki yerde var ama tek ciddi eğitim veren yer biziz. (Gökçe: Hacettepe) Şöyle söyleyeyim, bir ülke nükleer santral yapacağım diyor, buna göre üniversiteler adam yetiştirmeye başlıyor ki bana nükleer mühendis lazım dediğinizden en az 4 yıl sonra size bir tane nükleer mühendis verebilir üniversite. Bu zaman diliminde de yetiştirmeye başlıyor, ondan sonra da ben vazgeçtim diyor, e gelecek çocuklarında, üniversiteye gelenlerinde ne şevki kalıyor ne gelecek ümidi kalıyor. Bitiren ilk fırsatta gidiyor.
Şimdi ben size başka bir şey daha söyleyeyim. Biz de var mı kapasite? Evet var, Türkiye'de bu güne kadar çıkan nükleer mühendis sayısı Türkiye'de ilk nükleer reaktörde yapılacak işler için yeterli.Biz 87-88 yıllarında üniversite olarak ısıtma reaktörü almak için bir tip reaktörle ilgilendik, ve firmayla.. az daha Beytepe'ye bir tane kuruluyordu. Fakat bu 90 yılındaki savaş nedeniyle Almanlar korktu çekildi. O ara bu teknoloji bize teklif edildi. Ben kaç defa Devlet Planlama Teşkilatı'na gittim ve çok da ucuz bir fiyattı, 80 milyon mark gibi fiyata teknoloji teklif ettiler. Hiç kimse ilgilenmedi. O teknolojiyi Güney Afrika aldı, şu anda Güney Afrika bu senenin sonunda ilk prototipini yapacağı bir reaktör geliştirdi. Bu reaktörün ilginç şeyi şu, bir defa şöyle bir yakıtı var, daha önce hep çubuklarda ve içinde metal... şimdi siz metali sıcak suya korsanız, hangi cins metal olursa olsun bir süre süre sonra bu metal sorun yaratır, suyun içinde metal rahat durmaz. O nedenle bir sürü sorunlar olur, mesala bu Three Mile Island, Çernobil kazası eğer su olmasaydı, metal olmasaydı olmayacak kazalardı. Şimdi bunların yaptıkları şey şu; uranyum dioksiti alıyorlar üstünü grafitle kaplıyorlar ve sonra da böyle bir top yapıyorlar, tabi bu da gerçek değil, bu topları bir grafit kazanın içine koyuyorlar, çok yüksek sıcaklıkta, 1000 derecede çalıştırıyorlar. İçinde hiç metal olmadığı için hiç böyle kazalar mazalar olmasına imkan yok, dolayısıyla böyle bir reaktörü siz rahatlıkla şehir içine kurabilirsiniz. (Gökçe: Güney Afrika'da kurulmuş örneği var mı?) Güney Afrika'da değil Almanya'da 2 tane var bu tip yakıt kullanan, birisi araştırma reaktörü uzun yıllar çalıştı ömrünü tamamladı şimdi sökülüyor. Ve hakikaten nükleer endüstrinin bir övünç kaynağı. Ve bu tip yakıtlarla güvenli olarak çalışacağını kanıtladı, şehir içinde hatta .nihte [Selçuk: bu şehir isimlerini tam anlayamadım.] Almanya'da, bir tane Hammingtro..'da 300 megawatt'lık güç reaktörü yapıldı, o güç reaktöründe toryum da kullanıldı. Bu reaktörler bayağı iyi çalıştılar ama hepsinin bir sorunu daha vardı bunlar o zamanki teknoloji nedeniyle buhar tribünü kullanıyordu, su ısıtıyor, buhar tribünü kullanıyor. Güney Afrikalıların yaptığı reaktörde buhar tribünü yok gaz tribünü var, dolayısıyla bunların verimi de çok yüksek. Sonuçta bir reaktör çıkıyor ortaya, yaklaşık 170 megawatt gücünde, kurulu gücün maliyeti 1000 dolar kilowatt'ı, nükleer santraller 2500-3000'di bu 1000 dolar, kömür santralinden ucuz, kömür santrali 1500'dür. Kurulma süresi 2 yıl, diğer reaktörler 5 yıl civarında yani 60 ayda en hızlı kurulabilir. Bunlar temel kazıldıktan elektrik üretimine 2 yıl. Elektrik üretim maliyeti de her şey dahil, yani koyduğunuz şey, faiz, yakıt bedeli hepsini koyduğunuzda maliyeti de 2.5 sent kilowatt saat, barajın ürettiği seviyede. Ve bu tip reaktör de bu yılın sonlarında kurulmaya başlayacak, çevre etki raporu alındı, çevreye etkisinin olmadığı Güney Afrika'da kanıtlandı, lisanslama işi devam ediyor, bu yıl sonuna doğru da ilk inşaat başlayacak. Gökçe: Yani yeni bir jenerasyon başlıyor diyebilir miyiz? Daha küçük çapta, şehir içinde kuralabilecek durumda, üstelikte hem yatırım maliyeti hem de işletme maliyeti olarak bir öncekilere göre çok daha düşük. Kadiroğlu: Evet. Yalnız ben hemen bir şey daha ekleyeyim. Dünyadaki bütün nükleer reaktörler elektrik üretir, bunun bir farkı var, bu isterseniz 1000 derece gaz olduğu için kimya sanayinde de kullanabilirsiniz. İstiyorsanız mesala kömürden gaz çıkartabilirsiniz veyahutta hidrojen üretebilirsiniz, zaten bunun yapılma amaçlarından bir tanesi de hidrojen üretmek. Bir başka şeyi, bizim ülkemizde su bol diye bilinir de Orta Anadolu'da yoktur, kıyılarda, yazlık yerlerde yoktur, su kıtlığımız vardır. Deniz suyundan tatlı su yapılır, bunun için de elektrik enerjisi gerekir, bunun ise eksozu, dışarıya attığı gazın sıcaklığı 140 derece civarında olduğu için hiç enerji parası vermeden deniz suyundan tatlı su da elde edebilirsiniz. Onun için bu reaktör çok amaçlı, artık eskisi gibi sadece elektrik üretmek değil, kimya sanayinde, deniz suyundan tatlı su elde ediminde de kullanabilecek bir reaktördür. Gökçe: Son olarak çok gündemde olduğu için sormak istiyorum. Nükleer teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanımı ve bazı ülkeler tarafından kötü niyetli kullanımı çok gündemde, örneğin Kuzey Kore, şu anda komşumuz İran üzerinde çok büyük bir baskı var, bu nereden kaynaklanıyor? Görüyoruz ki elektrik üretmek için çok sayıda ülkede nükleer santral var, ama Kuzey Kore ve İran üzerinde ayrı bir titizlikle duruluyor, fark nedir, ne oluyor orada? Kadiroğlu: Atom bombası yapalım istiyorsanız :) Şimdi bakın, her nükleer reaktörde plütonyum üretilir, uranyumu nötronların içine soktuğunuzda, uranyumun 238 dediğimiz bir izotopu plütonyuma dönüşür. Bunu nükleer silah yapmak için yaklaşık 1 ay sonra çıkarmanız-işlemeniz lazım. Bir reaktörü düşünün kocaman, bunu ayda bir durduruyorsunuz yakıtları alıyorsunuz, hem herkes bunu anlar hem hiç ekonomik değil akılsızca bir şey. Onun için ticari reaktörlerden silah yapmak için plütonyum elde edilmez. Mesala şöyle bir şeyi 5-10 dönem geçtikten sonra alabilirsiniz, bunun içinden çıkarabilirsiniz ama çıkan plütonyum silah için o kadar elverişsizdir ki hiç bir işinize yaramaz. (Gökçe: O zaman bu ülkelerin ayrı bir programı olması lazım?) Tabi mesala Kuzey Kore'de nükleer santral yok ama bomba yapacak reaktör var yapıyor. İran'a gelince İran'ın olayı farklı, onu daha henüz kimse bilmiyor. İran ben kendime reaktör yapacağım, elektrik üreteceğim, onun zenginleştirme tesisini yapacağım diyor. Ne kadar yapıyor ne ediyor bilmiyorum, herhalde ilerde açar şeylerini gösterir ama bir ülke nükleer silah yapmak için ticari nükleer teknolojiye girmez. Gökçe: Çok teşekkür ediyorum. |